kelimeler

“İktidar hayatı hedef aldığında, hayat iktidara direniş olur.” (Gilles Deleuze)

———————————————————————————————————————————————–

“İktidarı arzulamak, insanlığın uğradığı en büyük lanettir.” (Emil Cioran)

———————————————————————————————————————————————–

“dünyadaki bütün kitapları yok etseniz, sadece devlet’e bakarak hepsini yeniden yazabilirsiniz.” (Jean Paul Sartre)

“Faşizm kurbanlarının sayısıyla değil, onları öldürme yoluyla tanımlanır.” (Jean Paul Sartre)

———————————————————————————————————————————————–

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/kaan_sezyum/kendimi_tanistirayim-947581

———————————————————————————————————————————————–

“haklı taleplere dayalı sivil itaatsizlik iç barışı tehdit etmeye başlarsa, bunun sorumlusu protestocular değil, iktidarlarının kötüye kullanarak böyle bir direnişin ortaya çıkmasına neden olanlardır. çünkü devletin baskı aygıtının adil olmayan kurumları ayakta tutmak için devreye sokulması bir haksız şiddet biçimidir ve insanların işte o zaman direnme hakları vardır.” (john rawls)

———————————————————————————————————————————————–

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat (Sâbit)
En uzun gecenin hangisi olduğunu ne müneccim, ne de takvim yapan bilir
Gam tutkunlarına sor ki geceler kaç saattir

———————————————————————————————————————————————–

“çoğu zaman her şey önceden bellidir; mucize, evin bugün yarın ölecek ihtiyar kedisidir”

“böylesi daha mı iyi, o yakıcı sıcaklığın geride kalması. daha mı iyi çıplak ayaklarını yakan geniş kumsalın bitmesi?
çünkü sonrası büyük, soğuk deniz.” (Barış Bıçakçı)

———————————————————————————————————————————————–

“Hareket etmeyenler, zincirlerinin farkına varamazlar” (Rosa Luxemburg)

———————————————————————————————————————————————–

…eğer ben tanrı olsaydım, Başkaldırıyı seçenlere şükürler olsun çünkü yeryüzünün krallığı onların olacaktır, derdim her gün… (Jose SARAMAGO, Kabil)

———————————————————————————————————————————————–

“Tanrı, içindeki tahammülfersa boşluğu doldurmak için evreni yaratır. Evrenin içine gezegenleri, gezegenlerin içine dünyayı, dünyanın içine hayatı, hayatın içine insanı yerleştirir. Ve onun içine koyacak bir şey bulamaz. İşte insan denen tuhaf hayvanın, varlıkların en yücesi ve en anlamsızı kılınışının hikâyesi. Evrenin orasını burasını felsefeyle, sanatla, aşkla, hatta ironik bir biçimde Tanrı’yla bezerken, ortak anlamsızların en küçüğünün elbette bir gerçeği unutması gerekmektedir: Hakikatte bütün kitaplar sayfaları doldurmak için yazılır. ” (Alper Canıgüz, Oğullar ve Rencide Ruhlar)

———————————————————————————————————————————————–

“Yaşamayı bilmeden yaşayan bizlere, her şeyi reddetmekten başka hayat tarzı, dünyayı seyretmekten başka yazgı kalıyor muydu?” (Fernando Pessoa)

———————————————————————————————————————————————–

“Yönetilmek; ne hakkı ne kerameti ne de iffeti olan yaratıklar tarafından izlenmek, soruşturulmak, gözetlenmek,yönlendirilmek, yasalara uydurulmak, düzene sokulmak, kapatılmak, telkinlere ve vaazlara maruz kalmak, denetlenmek, yorumlanmak, değerlendirilmek, sansüre uğratılmak ve komuta edilmektir.

Yönetilmek; kişinin her hareketinde, her eyleminde ve yaptığı her işlemde, mimlenmesi, kaydedilmesi, nüfus sayımına tabi tutulması, vergilendirilmesi, damgalanması, fiyatlandırılması, değerlendirilmesi, patentinin alınması, yetkilendirilmesi, müsaadeye tabi kılınması, tavsiye edilmesi, men edilmesi, doğru yola sokulması ve düzeltilmesi anlamına gelir.

Hükümet, haraca bağlamak, terbiye etmek, fidye ödemeye mecbur bırakmak, sömürülmek, tekelleştirilmek, gasp edilmek, baskı altına alınmak, gizemlileştirilmek, soyulmak anlamına gelir; bütün bunlar kamu yararı ve halkın çıkarları için yapılır.

Daha sonra, ilk direniş belirtisi ya da şikayet sözcüğünde, kişi baskı altına alınır, para cezasına çarptırılır, hor görülür, tedirgin edilir, takip edilir, apar topar alınıp götürülür, dövülür, boğularak idam edilir, hapse atılır, vurulur, makineli tüfekle taranır, yargılanır, hüküm giyer, sürgüne gönderilir, kurban edilir, satılır, ihanete uğratılır ve üstüne üstlük bir de küçük düşürülür, alay edilir, kızdırılır ve onuru kırılır.

Hükümet işte budur; onun adaleti de ahlakı da budur!” (Pierre-Joseph Proudhon)

———————————————————————————————————————————————–

“nasıl da rahattır, aptal kişinin uykusu” (Philip K. Dick)

———————————————————————————————————————————————–

“İnsan ancak kendi kadar özgür insanların arasında özgürdür” (Bakunin)

———————————————————————————————————————————————–

“Burada nihayet özgür olacağız
Kadiri Mutlak bizi buradan kovmayacak
Burada güven içinde hükmedebiliriz,
Cennet’te kul olmaktansa Cehennem’de efendi olmak yeğdir!” (Kayıp Cennet- John Milton)

———————————————————————————————————————————————–

” Gülme, kadın cinselliğinin gizli tarafıdır; fizikseldir, temeldir, tutkuludur, hayat vericidir ve bu yüzden uyarıcıdır. Jenital uyarılma gibi bir hedefi olmayan bir cinsellik türüdür. Sadece o an için, bir sevincin cinselliğidir; özgürce uçan, yaşayıp ölen ve kendi enerjisiyle yeniden yaşayan hakiki ve şehevi bir sevgidir. Kutsaldır çünkü fazlasıyla iyileştiricidir. Şehevidir çünkü bedeni ve onun duygularını uyandırır. Cinseldir çünkü heyecan vericidir ve haz dalgalarına neden olur. Tek boyutlu değildir; çünkü gülme, insanın kendisi kadar başkalarıyla da paylaştığı bir şeydir. Bir kadının en vahşi cinselliğidir.” (Clarissa P. Estés )

———————————————————————————————————————————————–

“Gecenin karanlığı
hayattan uzak
granit kadar
sabahın beşinde, Kasım’da.Pencere gözünde
büyüyor eksi on beş derecede
buzdan çiçekler
sabahın beşinde, Aralık’ta.

Sabah soba sönük
ve sessiz,donmuş ağaçların
odunları kadar,
sabahın beşinde, Ocak’ta.

Uyanıp uykudan dileniyor
başka bir yolculuğu,
kendi yazlarına,
sabahın beşinde, Şubat’ta.İstemeden yellenince
sönüyor ateşin alevleri,
çalkalanışıyla,
sabahın beşinde.”
( John Berger )

———————————————————————————————————————————————–

” En iyi insanları yaratan şeyi şimdi anlıyorum

   bu açık havada büyümek, toprakla iç içe yemek yemek ve uyumaktır.” ( Whitman )

———————————————————————————————————————————————–

kertenkele abdullah

Yıl 1918, Süphan Dağı’nın eteklerinde bir köy.
Zor kaçmıştı olan bitenden. Dar sığınmıştı Peltekler’den ismail’in köyüne.
Herkeslerin herkeslerden kaçtığı, herkeslerin birbirinin çaresizliğine sarıldığı yıllardı.
Karışmıştı köylünün arasına yaşayıp gidiyordu işte….
Zararsızdı da Allah için.
Ağılın bir köşesinde yuvalandığı karanlık sığınak, örme duvardaki iki taş arasındaki ince yarık kadardı sanki.
Hani kertenkeleler olur ya o aralıkların ağzında… Hani bir ses duyarlar da birden dalarlar yarığa.
Tam öyle işte.
Gizlenerekten yaşar giderdi.
Arada bir günyüzüne çıkar, yüreği insaf tutanların yanına varır, harmanın ucundan tutar, dökebildiği kadar ter döker, iki dilim ekmek yer, sığınağına geri dönerdi.
Toprağın kan kustuğu zamandı, her bir gayret ıccığ daha yaşamak içindi.
Köylünün yanında yeni adı Abdullah’tı… “Allah’ın gönderdiği”.
Allah’ın unuttuğu bir delikte yaşayıp gidiyordu işte.
Ta ki Pelteklerden ismail’in sondan üçüncü oğlu Memo duvar dibinde Abdullah’ı işerken görene kadar.
ismail, eğilmiş, ferfecir gözlerini dipten Abdullah’ın “it ölüsü” çüküne dikmiş, hınzır hınzır kıkırdıyordu.
Zıplamasıylan bağıra bağıra koşması bir oldu ismail’in.
“Koşun laaan” diye bağırıyordu ismail… “Koşun laaan koşun, Abdullah’a bakın, vallah görmişem onunki kabuklu, onunki kabuklu.”
Derler ki Abdullah’ın duvarın dibinden ağıldaki sığınağına kaçışı tıpkı bir kertenkelenin kaçışı gibiydi…
Az sonra ağıla taşlar yağmaya başladı. Çoluğu çocuğu, genci yaşlısı toplanmış ağılı taşlıyorlar, “Çık ulan gâvur, kim olduğunu anladık, çık dışarı” diye bağırıyorlardı.
Bir süre sonra bağırışlar yakınlaştı, ayak seslerine dönüştü.
Ağılın kapısı açıldı.
ilk giren her daim Abdullah’ı korumuş olan Pelteklerin ismail oldu, ardından da öbürleri.
ismail ardındakileri durdurdu, bir adım öne atıldı.
“Nerdesin lo Abdullah gel ki seni kurtaram, uzat elini”.
ismail’in eli Abdullah’ın uzattığı ele değdi değmesine ama birden irkilerek geri çekti.
Uzattığı kanlı bir deri parçasıydı.
ismail ardındakilere döndü.
“Hadin lan, bırakın garibi, çıkıyoruz.”
Rahat kodular ondan kelli sünnetli Abdullah’ı… Dokunmadılar bir daha.
Çocukluğunda kertenkele avlayanlarınız bilir. Uzanıp tuttuğunuzda sadece kuyruğu kalır elinizde.Yıl 2004, Yeniçağ “Ermeniye bak” diye manşet atmış.
Birileri yine kertenkele avına çıkmış besbelli.
Ve ben şimdi – yanlış değerlendirilmesin ürktüğümden ya da sindiğimden değil elbet- kendimi “Kertenkele Abdullah” gibi hissediyorum, iyi mi?Mazur görün, sürüngenlik işte!

Hrant Dink

———————————————————————————————————————————————–

Yorum bırakın

ne diyon?

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

  • günü takip et

    Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

  • GEZENTİ Paralel Evrenler ve niceleri

Among The Stately Trees

Blogging for Biodiversity

aygestan

açık mektup - zira posta servisi yok iki ülke arasında

bitkiler ve lazlar

Lazların geleneksel bitki bilgeliği