şiir

İZ

En fazla ölürsün sadece
Altı üstü bir ömür işte
Bir gün elbet bitecek …
Yuvarlanan bir taş bile
İz bırakıyor geçtiği yerden
Belki sana da sorarlar
Sen ne izi bıraktın
Şu yaşayıp geçtiğin
Kısacık hayatta diye…

Belki sorarlarsa diye
Bir gün
Bir mavi bırak kenara bir yere
Sarının yanında parlasın diye…

Belki bir kırmızı olur
Yeşilin yanında can olsun
Canlılık olsun diye…
Bir turuncuyla
Bir kahverengiyi
Yan yana koy ki
Aradaki farkı çözebilmek
Çok da kolay olmayıversin
Yakın gibiler ama
Farklı gibi de olsunlar ki
Pek de sıkıcı olmasın her şey…
Belki eflatunun yanında beyaz
Siyahın yanında da pembe
Alakasız durabilirler ama
Sen bunları dert etme…

Altı üstü bir ömür
Bir gün bitecek zaten…
Sorarlarsa
Ne iz bıraktın diye,
Dönüp en azından
Yürüdüğün yolu gösterirsin
Dersin ki,
İşte burada
Bir taş gibi yuvarlanıp
Sonunda durulduğum nokta…
Belki eyvallah derler,
Sağ olasın
Renk katmışsın hayata…
G.Yurt (Robinson ve Cuma)

——————————————————————————————————————————————
Yavaş Yavaş Ölürler

Pablo Neruda

Pablo Neruda

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler

Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar
Pablo Neruda

——————————————————————————————————————————————

Hayatı Tersten Yaşamak

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir…
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak daha güzel, Hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı ?

Cami’de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde, Herkes karsınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, Olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir İtibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi Hazır. arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev….
Altmışlı yaslara kadar herşey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz.. Ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karsınızda el pençe divan…
vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz. Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade…..aman ne güzel günler başlıyor…
Derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.

Bu arada babanız ortaya çıkmış, “fazla çalıştın” diyor “artık eve dön, isi bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun…” keyfe bakar mısınız ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık….
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, “evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna” Diyorlar.. Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor. Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır. Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda yasıyorsunuz. Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş bir Olayla hayatiniz bitiyor…
Can Yücel

——————————————————————————————————————————————

Reklamlar
Among The Stately Trees

Blogging for Biodiversity

aygestan

açık mektup - zira posta servisi yok iki ülke arasında

bitkiler ve lazlar

Lazların geleneksel bitki bilgeliği